Başlamadan önce birkaç şey söylemek istedim.
-İlk şehirler arası otostop deneyimimdi.
-Sanırım bundan sonra yolculuk anlayışım ve yolculuklarım eskisi gibi olmayacak.
-Ve son olarak ; Düşündüğünüz kadar zor değil ve kesinlikle denenmesi gerek.
-İlk arabaya binene kadar zor gerisi kendiliğinden oluyor :)
Cuma sabah 8.00 gibi uyanıp çantamı hazırladım. Hava kapalıydı ve otostopla gitmekten vazgeçmek düşüncesiyle giyindim. Önce 8.30 daki derse gittim. Ders ki ne ders :). Hocanın doğum gününü kutladıktan , Halil Sezai'den nefret ettirmek amacıyla hazırlanmış ve emek harcanmış şahane sunumu izledikten sonra yola çıkmaya karar verdim. Vedalaşmalar vs vs derken yola koyuldum. Kampüsün, İzmit'e bakan kapısından aşağıya doğru yürümeye başladım. Yürürken çokşey düşünüyor insan. Tarlada çalışan teyzelere bakarak şiirler mi yazmadım , onların ellerindeki nasırların kinini mi kusmadım sisteme. Sıra sıra ev ve bahçeleri geçtikten sonra otostopa başlayacağım noktaya geldim.
Kampüsten aşağı inen yol ve otostopa başladığım yol..
Kavşağın/yolun hangi tarafında duracağımı pek kestiremedim ilk başta. Yaklaşık 10 dk kampüs girişine bakan tarafta durduktan sonra ilerde bekleyen iki otostopçunun yanına doğru yürüdüm. Onlara bakıp bende ellerim cebimde beklemeye başladım. Baktım duran yok bir heyecanla elimi kaldırdım. Dördüncü yada beşinci araba az ileride durdu. Beyaz bir Partner ,40'lı yaşların sonunda bir amca. İzmit'e gidiyormuş. Diğer otostopçularla beraber bindik arabaya. Araba sıcak. Ve inceden bir 'fantezi' müzik(aşıksınn,sen aşıksın arkadaşş. Tarzın tam olarak ne olduğundan emin değilim) çalıyor radyoda. Birkaç muhabbet girişiminden sonra arabayı bir sessizlik aldı. Yalova kavşağına kadar sıcaktan ve sessizlikten kendimden geçmiş bir halde gittik. Yalova kavşağında ben teşekkür edip araçtan indim.
Yalova Kavşağı :)
50 metre ötede polis çevirme yapıyordu. Yürürken Hocamdan aldığım Burçak ile kahvaltımı ettim. Yalova yolunda tekrar elimi kaldırıp otostopa başladım. Hava giderek kapıyordu. İçten içe endilşeleniyordum. 10 dk bekledikten sonra son model bir Ford Focus durdu ve eliyle gel işareti yaptı. Yuvacık kavşağına gideceğini ve orada beklersem daha çok şansımın olacağını söyledi. Bindim. Ne okuyorsun Nerelisin gibi muhabbetlerden sonra beni indirdi. Bir otobüs durağında beklemeye başladım. Beklerken sürekli "durakta şansım olur mu? Beni görürler mi la? '' gibi sorular sordum kendime. Sanırım en uzun süreyi bu durakta geçirdim. Yarım saatten fazla bekledim. Ben beklerken Hacı amcanın biri öylece karşımda durup beni süzdü. Bana acıdı mı , şaşırdı mı bilemedim doğrusu.
Yuvacık Kavşağı.. Beklediğim durak.
Durakta bekleyen bir gence benzinliğin arkasında yol olup olmadığını sordum. Benzinliğin öteki tarafında yeni yollarında eklendiğini söyleyince şansımı orada denemek için yürümeye başladım. Bir elim havada yürürken kırmızı bir tırın geldiğini görmemle elimi kaldırmam bir oldu. Tır 50 metre ilerde durdu. Benim için durduğunu düşünmemiştim ama yinede koştum ve kapıyı açtım. Ne tarafa dediğimde Bursa cevabı yüzümde yavşak bir gülümsemeye neden oldu :). Hemen TIR a bindim. Şoför Fatih abi. TIR eniştesinin. Fatih abi çocuk yaşlarından beri hayatın hep kötü yüzünü görmüş. Hatalarından ders çıkarmış . Şimdi kahkahalarıyla hayattan öcünü alıyor sanki.
Fatih Abi :)
Yol boyunca Fatih abi kah siyasetten konuşuyor kah hayatını nasıl yoluna koyacağından. Bir sözü var Abi'nin , çok hoşuma gidiyor ve not ediyrum;
"Çalma elin kapısını , bir gün gelirler çalarlar kapını"
Açıklamasını da yapıyor sözün. Neyse muhabbet ederken yolun nasıl geçtiğini anlamıyorum.
Orhangazi'ye geldiğimizde duruyoruz. Fatih abi , "Hadi gelbi yemek yiyelim" diyor. Olur diyorum. Köfteci Yusuf'a giriyoruz. Tabi TIR ı park etmek cidden zor iş. Köftelerimiz geliyor. Yemekte pek konuşmuyoruz.
Yemek bitiyor.Çayımızı içiyoruz.Tekrar yola koyulma vakti. Muhabbet yine güzel. Çok zaman geçmeden Bursa'nın girişine geliyoruz. Fatih Abi'ye çok teşekkür edip , dua ederek veda ediyorum. Önce eve mi gitsem babamın yanına mı? Elim havada yolda yürümeye devam ediyorum. Yaşlı bir amca durduruyor ne yaptığımı soruyor. Kısaca anlatıyorum." Minibüse bin başına iş alma" diyor. Sadece gülüyorum neden cevap vermedim ki? Neyse yola devam ederken bir araba daha duruyor. Hemen biniyorum. Kısa bir muhabbet. Nereye gittiğini soruyorum. Aldığım cevap pek hoşuma gitmiyor. yaklaşık 250 metre ileride iniyorum. Babamın yanına gittiğimde otostopla geldiğime inanmıyor :)
Sonuç olarak;
200 km yolu bedava gelip , şehir içindeki minibüslere 3TL vermek insanın çok zoruna gidiyor. Amacım yolculuğu bedavaya getirmek olmasa da , hem hep istediğim macerayı yaşamış oldum hemde bedava seyahat imkanı buldum. Önyargılarım yıkıldı. Bunun son olmamasını diliyorum..
Bu arada bana tecrübeleriyle yardımcı olan Bölümümüzden Tuncay Abi'ye de Teşekkür ediyorum.Tuncay Abi'nin blogunu okumanızı tavsiye ederim.
OTOSTOP






